Silgi İçinde Ne Var? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Üzerine Bir İnceleme
Hayatımızın küçük ama önemli araçlarından biri: Silgi. Herkesin bir şekilde en az bir defa elinde tuttuğu, silgiyle çizilen yanlışları düzelttiği o basit ama çok işlevsel şey. Ama gerçekten silginin içinde ne var? Sadece bir madde mi, yoksa toplumun şekillendirdiği normlar, beklentiler ve güç ilişkilerinin bir yansıması mı? Bunu düşününce, gündelik hayatta fark ettiğimiz çok basit bir objenin aslında ne kadar derin bir anlam taşıyabileceğini fark ediyorsunuz.
Ben İstanbul’da yaşayan bir sivil toplum çalışanıyım ve her gün sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğim bir şey var: Her şeyin bir hikayesi var, görünmeyen katmanları var. Hadi gelin, silgi içinde ne var sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında inceleyelim.
Silgi: Küçük Ama Etkili Bir Nesne
Bir silgi, çoğumuz için sadece yanlışları düzeltmek, yazıları silmek için kullanılan bir araç. Ama bir toplumun gözünden baktığınızda, aslında silgi, neyin silinebileceği ve neyin hatırlanması gerektiğiyle ilgili önemli bir mesaj verir. Yani silgi, sadece bir hata düzelticisi değil, toplumsal hafızayı yeniden şekillendiren, bazen farkında olmadan silme işlemi yapan bir araçtır.
Toplumsal Cinsiyet: Hatalar ve Beklentiler
Toplumsal cinsiyet normları, hayatımızın her alanında karşımıza çıkar. Kadın ve erkeklerin, toplumun onlardan beklediği rolleri yerine getirmeleri, hatalarını ve “eksik”lerini nasıl düzeltmeleri gerektiği de bu normlarla şekillenir. Silgiyi elinize aldığınızda, aslında sadece bir hatayı değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetin dayattığı yanlışları da silmek için bir fırsat veriyorsunuz.
Geçenlerde, İstanbul’un yoğun caddelerinden birinde, genç bir kadının alışveriş yaptığı dükkanın önünde hızla yürüyen bir adam gördüm. Kadın, elleriyle çantasını sıkıca tutuyor, adam ise her defasında onun biraz daha yanına yaklaşıp, hem fiziksel hem de sosyal bir “alan” ihlali yapıyordu. Kadın, gözlerini indirerek hızlıca silgi gibi davranıp, kendini geri çekiyordu. Düşünsenize, toplumsal olarak kadına, hayatını ertelemesi, alanını küçültmesi ve sınırlarını silmesi gerektiği öğretilmişti.
Toplumsal cinsiyet normları, kadınların sürekli olarak hatalarını silmesi, pasifleşmesi için yapılandırılmıştır. Ve bu, çoğu zaman farkında bile olunmaz. Erkekler için de normlar biraz farklıdır. Bir erkek, silgiyi eline aldığında genellikle “hatalarını” hemen düzeltmesi, toplumsal beklentilere uyması gerekir. Ama bu durumda erkeklerin de bir “düzeltilmesi” gereken hali vardır; o da, duygusal olarak bastırılmaları ve toplumun “erkek” kimliğine uymaları.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Kimlerin Hataları Siliniyor?
Silgi meselesi aslında çeşitlilik ve sosyal adaletle de doğrudan ilişkilidir. Silgi, sadece bireysel hataları değil, aynı zamanda kolektif bir hafızayı da siler. Birçok azınlık grubunun yaşadığı zorluklar, toplumun onlardan beklediği kimliklere uymama durumu, bu grupların da silgiyle silinmeye çalışılan bir hikayeye dönüşür. Fakat burada unutulmaması gereken şey, bazı grupların hatalarının daha kolay silinebildiği, bazılarının ise bir türlü silinemediği gerçeğidir.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, sıkça gözlemlediğim bir şey var: Birçok insanın hayatında “geçmişin silinmesi”, onları sistemin dışına iten, kimliklerini yok sayan bir uygulamaya dönüşüyor. Özellikle, göçmenler, LGBT+ bireyler ve engelli insanlar gibi marjinalleşmiş gruplar için, geçmişlerinin ya da kimliklerinin “silinmesi”, sosyal adaletin önündeki büyük engellerden biridir.
Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, silgi sadece bireysel hataların silinmesi değil, aynı zamanda toplumsal hataların ve haksızlıkların da ortadan kaldırılması için bir araç olmalı. Ama bu “silme” süreci, çoğu zaman yalnızca güçlünün lehine işler. Mesela, Türkiye’de iş gücü piyasasında, kadınların erkeklerle aynı hakları talep etmesi bile bazen, “silinecek” bir konuymuş gibi görülüyor. Kimse, kadınların eşit işe eşit ücret talebini, geçmişin hataları olarak kabul etmek istemiyor. Ama bu sosyal adaletin önündeki bir engel.
Silgi İçinde Ne Var? Gözlemler ve Hikayeler
Bir sabah, İstanbul’un en kalabalık semtlerinden birinde, metroda oldukça yoğun bir sabah trafiği vardı. Gözlerim kalabalığın içinde gezinirken, her birinin yüzünde farklı bir hikaye olduğunu fark ettim. Bir adam, iki kadına kıyasla, yerinden kalkıp hızla yanındaki kadına, “Yorulmadın mı?” diye sordu. Kadın cevap vermedi, ama gözlerinde bir silgiyle silinmeye çalışılan o yorgunluk vardı. O yorgunluk, “kendi yerini bilme” sorumluluğunun bir parçasıydı. Kadınlar, bir adım daha geriye çekilmeyi, yerlerinden ayrılmayı ve kendilerini silmeyi istemiyorlardı. Bu, toplumsal cinsiyetin, fiziksel ve duygusal alanda kadınlara yüklediği silme göreviydi.
Ve ben, o an düşündüm: Gerçekten silgi içinde ne var? Sadece bir silgi mi, yoksa geçmişin hataları, yanlışları ve adaletsizlikleri mi var? Hepimiz, sosyal normlara göre hatalarımızı silmeye çalışıyoruz. Ancak kimse, bu silme işleminin bir yansıması olarak, başkalarının hatalarını ya da güç ilişkilerini silmemeli.
Sonuç Olarak: Silgi ve Adalet
Silgi sadece bir araç değil; toplumların ve bireylerin kimlikleriyle ilgili çok şey söylüyor. Kimler hatalarını düzeltebilir, kimler silinebilir ve kimler silinemez? Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, silgi aslında çok daha fazlası olabilir. Hem kişisel hem de toplumsal bir sorumluluk taşıyan bu araç, aslında farkında olmadığımız birçok derin soruyu bizlere hatırlatıyor.
Yani, bir silgiyle hatalarını silen birinin, o hataların ne olduğunu ve kimlerin bu hataları silemediğini düşünmesi gerek. Silgi içinde ne var? Sorusu sadece silme işlemi değil, aynı zamanda kimlerin silindiğini ve kimlerin hala görünür olduğunu anlamanın bir yoludur.